
İstanbul Kukla Festivali bu yıl da sahnesini kültürlerin ortak diline açıyor; 29 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir Yanından ve yurt dışından gelen ustalar, izleyicileriyle buluşuyor. Bu festival, kukla sanatının yaşatıcı gücünü bir kez daha kanıtlıyor ve her yaştan katılımcıya unutulmaz deneyimler vadediyor.
Yurt dışı katılımlarıyla zenginleşen program, Avusturya’dan Karin Schäfer’in iki farklı gösterisiyle başlıyor. Schäfer’in beden kuklasıyla yaşlılık kavramını sorguladığı Yaşlı Çılgın Ben ve çeşitli kukla tekniklerini sergileyen Performatif Konferans gibi yapıtlar, izleyiciyi hem düşündürüyor hem de eğlendiriyor. İspanya’dan Antoni Zafra Ortiz ipli kukla tekniğinin inceliklerini gösteren etkileyici bir gösteriyle sahnede; bu performanslar, kukla manipülasyonunun ne kadar sofistike ve büyüleyici olabileceğini izleyenlere net bir şekilde gösteriyor.
İtalya’yı temsil eden Gianluca Di Matteo, Pulchinella ile geleneksel İtalyan kuklasının neşesini ve ritmini yeniden sahneye taşıyor. Sahnede kahkahaların eksik olmadığı bu performans, İtalyan kuklasının zarafetini ve mizahını bir araya getiriyor. Meksika’dan Compania Banyan de Marionetas, iki farklı oyunla seyircileri karşılıyor; Karagöz geleneğini Karagöz ve Şahmeran adlı eseriyle Türkiye’nin kült figürüyle buluşturan Karagöz ve Şahmeran, ipli kuklalarla zenginleştirilmiş mitolojik bir yolculuk sunuyor. Ayrıca Hindistan’ın Rajastan bölgesinin neşeli ve renkli dünyasını Kathputli gösterisiyle ipli kuklaların büyüsüne taşıyarak, metafizik tadı olan bir ifade dili sunuyor.
Türkiye’den gelen deneyim ise festivalin ruhunu oluşturan en önemli parçadır. Türkiye’nin köklü kukla sanatını dünya sahnelerine taşıyan festivalin kurucusu ve sanat yönetmeni Cengiz Özek, Büyülü Ağaç adlı Karagöz gösterisiyle sahnelere dönüş yapıyor. Türkiye’nin Karagöz literatürüne yenilikçi bir dokunuş getiren bu yapıt, büyünün ve gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir deneyim sunuyor. Burada 47 yıllık tecrübe, sahnede izleyiciyi büyülü bir yolculuğa çıkarırken, Karagöz manipülasyonunun ustalıkla nasıl işlendiğini gösteriyor.
Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi’nin benzersiz deneyimi, bu yıl festivalin merkezinde yer alıyor. 29 Ekim – 3 Kasım arasında her gün açık olacak olan oyunlar, Konağın bahçesinde ve Karagöz oyunları Mektebi iç mekanında sahneleniyor. Ayrıca çocuklar için Gölge Kuklası Atölyesi ve yetişkinler için Karagöz Yapım Atölyesi gibi katılımcı çalıştaylar da programda bulunuyor. Bu atölyeler, kukla sanatını sadece izlemekle kalmayıp, katılımcıların yaratıcı süreçlere dahil olmalarını ve kendi figürlerini oluşturmalarını mümkün kılıyor.
Festivalin gösteri mekanları arasında Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi, Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi, Pera Müzesi, Mall of İstanbul, Koç Üniversitesi ve Enka Vakfı yer alıyor. Bu mekanlar, farklı atmosferleriyle kukla sanatının çeşitli yönlerini öne çıkarıyor ve her mekan, farklı bir deneyim sunuyor. İzleyiciler, mekânın ruhuna uygun farklı gösterilerle karşılaşırken, her gün yeni bir hikayenin içine çekiliyorlar.
Rezervasyonlar ve katılım konusunda ise Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi’nin etkinlikleri İstanbul Senin uygulaması üzerinden rezervasyon gerektiriyor. Diğer etkinlikler ise ücretsiz ve rezervasyon gerektirmiyor, bu da festivali herkes için erişilebilir kılıyor. Bu kolaylık, ailenin her ferdi için plan yapmayı kolaylaştırıyor ve çocuklu ailelerin programını sorunsuzca oluşturmasına olanak tanıyor.
Geleneksel ile çağdaşın kusursuz uyumu bu festivalin en belirgin özelliklerinden biridir. Karagöz ve ipli kukla gibi köklü figürler, güncel tiyatro yaklaşımlarıyla zenginleştirilerek sahnede yeniden yorumlanıyor. Bu çeşitlilik, izleyiciye sadece bir eğlence sunmuyor; aynı zamanda kültürel mirasın canlılığını hissettiriyor ve gelecek kuşaklara miras olarak aktarılıyor. Kukla sanatının evrenselliği ve Anadolu’nun köklü hikâyelerinin birleşimi, festivalin ana temasını oluşturuyor ve bu birleşim, izleyicinin dünyaya bakışını genişletiyor.
Festivalin bir diğer önemli yönü ise eğitim ve toplumsal katılım odaklı programlar. Çocuklar için özel atölyeler ve yetişkinler için teknik oturumlar, kukla sanatını derinlemesine öğrenme imkânı sunuyor. Atölyeler, katılımcıların kendi yaratıcı süreçlerini keşfetmelerini sağlayan bir ortam sunarken, değerlendirme ve geri bildirim mekanizmalarıyla öğrenme çıktısını güçlendiriyor. Böylece festival sadece bir seyirlik olmanın ötesine geçerek, katılımcıların yeteneklerini geliştirdiği aktif bir ekosistem oluşturuyor.
Gastronomi ve kültürün birleşimi ise festivalin zenginliğini tamamlayan bir diğer unsurdur. Gösteri mekânlarının çevresindeki sosyal alanlar, izleyicilere geleneksel lezzetlerle eşlik eden bir deneyim sunuyor. Kukla sanatının büyüsüyle birleşen tatlar, seyir deneyimini çok boyutlu hale getiriyor ve ziyaretçilerin sadece görsel bir şölen değil, duyusal bir yolculuk yaşamasını sağlıyor.
Veri güvenliği ve erişilebilirlik konularında da festival, kapsayıcı bir yaklaşım benimsemiştir. Erişilebilirlik odaklı tasarım ilkeleriyle, engelli izleyicilerin de programa katılımını kolaylaştıran altyapılar oluşturulmuştur. Böylece her birey, kukla sanatının büyüsüne eşit şekilde ulaşabilir ve bu mirası paylaşabilir.
Bu yılki programın arkasındaki vizyon, yalnızca sahnede görünen gösterilerin ötesine geçmektedir. Sanat yönetmenliği ve organizasyon ekibi, dünya kukla sahnesindeki çeşitliliği Türkiye’nin zengin kültürüyle harmanlayarak, izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunmak için çalıştı. Her gösteri, bir kültür mozaiğini andırır ve her performans, izleyiciyi kendi içsel yolculuğuna davet eder. Bu yolculukta, geleneksel figürler modern anlatımlarla buluşur ve kukla sanatının sonsuz olanakları bir kez daha gözler önüne serilir.
